Büyük Sivas Haber | Sivas Haberleri | Haberler | Güncel Yerel Haberler

“”Altı Kapıya Gele Atmak” Yahut Andımız”

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
“”Altı Kapıya Gele Atmak” Yahut Andımız”
Berat Demirci( beratdemirci@buyuksivas.com )
332
04 Kasım 2018 - 15:45

Berat Demirci’nin “”Altı Kapıya Gele Atmak” Yahut Andımız” isimli köşe yazısı;

“”Altı Kapıya Gele Atmak” Yahut Andımız”

Cemal Çalık kardeşime…

Bir an sokağımın çocuklarının oyununa gözüm ilişti. Hip hop ile çiftetelli karışımı hareketler dikkatimi çekti; merak ettim. Camı açtım oynarken söyledikleri şarkı/tekerleme, ecnebi kelimelerle karışıktı. Aklımda tutamadım ama canımı esas sıkan, çocukların dansa benzeyen figürlerinde çocuksuluğun olmayışıydı. Ne bileyim, “Aç kapıyı bezirgân başı…” gibi bir şey değildi meselâ… “Andımız Vakası” ile eş zamanlıydı bu naklettiğim hadise. Kıdemli bir baba, öğretmen, öğretim üyesi olmam, çocukların ve gençlerin dünyası hakkında az çok bilgi sahibi yapmıştır ama asla ahkâm kesemem. Çocuk amatör zalim, genç kırılgan maden… Çocuğu profesyonelleştirmemek, genci kırk yerinden kırmamak için sükût etmeye gayret ederim. Bir de “Oha var döven sürdürür, oha var zelve kırdırır” atasözü kulağıma küpedir. Öküz öküz iken kendine hitap eden sesin şiddetinden, tonundan etkileniyorsa; insan yavrusu haydi haydi etkilenir.

Bizim terbiye/eğitim anlayışımız, çocuğun çok çok üstünde bir kuvvetin ona “hayatı dikte” etmesine dayanmaktadır. Tepeden tırnağa didaktik ve buyurgan bir mektep sistemi, ailenin onayıyla işi hep “nizam verme” noktasından ele almıştır. Ayrıca ve önemle “millî” kelimesi bu didaktiğe meşruiyet kazandırmak için itinayla kullanılmıştır. Bir de: Bir memlekette yüksek gelir düzeyi vadeden tıp fakültesi gibi mesleklere en kalite öğrenci seçilirken; bugün olmuş öğretmen yetiştirme konusu, ciddi bir kurumsal nitelik taşımamaktadır. Birilerinin geçmişten bazı örnekleri olumlayarak hatırlatacağını tahmin ediyorum ama onlar da aynı zayıflıklarla maluldür. Öğretmenin en yüksek gelir vadeden, sadece zekâ değil; ruhi yapı itibarıyla mesleğe ehil insanlardan seçilmiş olması şarttır.

“Andımız” üzerine Danıştay´ın vesile olduğu tartışmaların seviyesi, “çocuk seviyesi” olmadığı gibi, ekranlarda bazılarına yaş sınırı konulmalıydı. Kırkını aşmış bir kısım zevatın kara önlük giyinip, yakalık takmasındaki mesajını ise yurdumun zeki çocukları anında kaptı ve akıllı telefon zinciriyle birbirlerine ilettiler. Bunu, benzerlerini, hiçbirini önemsemiyorum; daha fazla mizah yapmaya da vicdanım el vermiyor. Çünkü bu gürültü ve kirliliğin eğitimle uzaktan yakından ilgisi yok. Çocukların nereden nereye geldiğini, gittiğini anlamak için evvelâ adam yerine konulmaları gerekir. Ha, illa sabahları bir şey okutmanız gerekiyorsa türkü okutun. Türklüğe de, Türkçeye de büyük hizmet olur.

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört… Üniversitede “Gençlik Sempozyumu” düzenlenmiş; konuşmacıların yaşı vasatî kırk üzeri… Her nasılsa akıllarına gençlere mikrofon uzatmak gelmiş. Cemal Çalık kardeşim mikrofonu almış ve tavla literatürüne başvurarak “Siz konuştunuz, biz (gençler) altı kapıya gele attık!” demiş. Kimi anlamış, kimi anlamamış ama bu söz de bir darb-ı mesel olarak kalmış. O zamanlar üniversitede “karakol” benzeri bir yer vardı ve Cemal´i elbette ne demek istedin diye ifadeye çağırmışlar. Tam bilmiyorum ama Cemal, komisere benimle oynadığı son tavlayı anlatarak kafa bulmuş bile olabilir. Laf aramızda hep de ben yenilirdim. Tavlada altı kapıya gele atmak için, önce altı kapının boş olması şartı gerekir. Hadi o tamam diyelim, bu ahvalde gele atmak normal şartlarda mümkün değildir. Anormal şart ise sen ne atarsan at, karşındaki oyuncunun “Gele attın!” diyerek, oyunu tek başına oynaması ve mutlak galip gelmesidir. Hem de iki mars bir ters ile değil; üç mars ile… Gençlere ise tavlayı koltuğuna alıp, derse devam etmek kalmıştır.

Şu bizim “Altı kapıya gele atma” işinden, sokağımın çocuklarının haberi yoktu elbette. Ama “Andımız Vakası” konuşulurken, onlar yeni tekerlemeler eşliğinde yeni oyunlar bulmuşlardı. Ne ben farkındaydım, ne ailesi, ne de mektep farkında. Karamsar mıyım? Asla! Bu çocuklardan umudumu üzmemişim, üzmem. Ama kara söylemli siyasetten, kara önlüklü büyüklerden bunaldım. Ne söylersek söyleyelim, yüreklerine işlemediği gibi, kendilerini mutlak galip görmeye devam ediyorlar. Ben ise hâlâ oyun çocuğuyum. Oyunun hileli olduğunu bile bile, altı kapıya gele atmaya devam edişime gelince… Evet, devam edeceğim. Çünkü bende hile yok, attığım zarın ne geldiğini ise mutlaka görenler var. Oyunu kaybetmek mi? Hiç önemsemiyorum. Cana can oynarım, yenmek yenilmek umurumda değil!

Berat Demirci / Bizim Sivas

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

buyuksivas.com "Basın Meslek İlkelerine" Uyar. AA ve İHA Abonesidir. Telefon : 0346 221 00 60 WhatsApp : 05558981558