DOLAR 33,1952 % -0.11
EURO 36,0226 % -0.6
STERLIN 42,8115 % -0.31
FRANG 37,3483 % -0.2
ALTIN 2.551,00 % -1,92
BITCOIN 66.745,71 4.368

Köşe Yazarımız Ömer Emir Doğan Yazdı “Yüreği Yanık Anam, Analarımız”

Yayınlanma Tarihi : Google News
Köşe Yazarımız Ömer Emir Doğan Yazdı “Yüreği Yanık Anam, Analarımız”

Ah! Ah! Ah analarımız! Ah yüreği evlat sayısına bölünmüş, torun sayısına bölünmüş, eş-dost-akraba sayısına bölünmüş, tutuşmuş yanmış, köz olmuş, kor olmuş analarımız… Bizim analarımız başkadır. Adı üstünde “anadır”. Dilin ucundan çıkan “anne değil; yüreğin içinden gelen anadır”. Anaların bir araya toplandığı yerin adı da “Anadolu’dur ki, anaların evlatlarına vatan olmuştur, mekân olmuştur.

Köşe Yazarımız Ömer Emir Doğan Yazdı “Yüreği Yanık Anam, Analarımız”

Kime ne anlatıyorum ki sizler de anaların oğulları, kızlarısınız. Dertleri dağlar kadar olan anaların, yarım yürekleri nasırlı ellerinde, katar katar gam çekmiş, yüzleri kavruk, alınları secdeli anaların. Çilekeş, yoksul, garip anaların…

Şair Süreyya diyordu ya;

“Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum…”

İşte öyle, babası ölen kör olursa anası ölen ne olur onu da başka bir şair yazsın. Anacığımın kısacık ömründe çocukluk da dâhil acaba kaç defa sabah güneşi üzerine doğmuştur, bilmem. Gün doğmadan doğardı Anam. İşi gücü bitirirdi gün doğasıya. Heves etmedi yalan dünyanın sahte güzelliklerine. Ama çocuklarının, torunlarının hevesini de kursaklarında koymadı…

Annem 64 yaşındaydı, haddi aşmamıştı, yaşlı da sayılmazdı hani. 17’sinde evlenmiş, ilk çocuğu olarak beni Dünya’ya getirmişti. Kendisi daha onlu yaşlarındayken babasını ve yirmisine varmayan abisini alem-i bâkiye yolculamıştı. Hanelerini, üç bacının en büyüğü olan ablasının eşine, iç güveysine teslim etmişlerdi. Çocukluktan dertliydi, yalan dünyanın rengine kanmadı anam.

Yaşa-başa bakmaz ve her ölüm erkendir bilirim. Buda öyle erkendi işte. 12 Eylül darbesinden yıllar sonra bir 12 Eylül sabahında bir darbe de biz yedik. Okulların açıldığı, çocuk cıvıltılarının kuş cıvıltılarını bastırdığı saatlerde, zifirî geceden daha kara bir haber ile dağlandı ciğerimiz.

Yüksek tansiyon ve “hastalığın şekerli olanı” onda da vardı. Hastalığının ilk zamanlarını hatırlıyorum. O zamanlar ilaç nerede. Sivas’ta reçete yazılır ilk görev yerim olan Silopi’ye gelir, Silopi’den Diyarbakır’a gider, eczaneden ilaçlar alınır tekrar Silopi’ye gelir. Silopi’den otobüse verir ve Sivas’a gönderirdim. Annem o ilaçların çoğunu da ihtiyacı olanlarla paylaşırdı.

Anacağızım başkaları için yaşar, komşusunun ölen hayvanına bile üzülür, yanardı. Doldurur verirdi olandan, isteyene yok demedi anam. Ciğerli anam, torunlarının düğününü bile düşünmüş. Evlatlarının verdiği üç beş kuruş harçlıkları biriktirip altın yaptırıp hazırlamış.

Gelininin birine emanet edip, dört büyük torununun isimlerini sayıp, düğünlerinde takmasını istemiş. Vefatından bir gün sonra bu durumu öğrendiğimde, 45 yaşında bir oğlu olarak, gözyaşlarımı sadece yüzüme değil; kalbime de akıttım.

Ah, ince düşünceli Anam! Almamış almış, yememiş yedirmiş, giymemiş, elin eskisini yenisi saymış, dudakları dualı Anam. Duası da kabul oldu ya; “üç gün yatak, dördüncü gün toprak” derdi. İki buçuk gün kaldı hastanede.

Eşinin, evlatlarının vefatına dayanamazdı. Babamdan önce ölmek istiyordu ve önden gitti. Ölüm hep aklındaydı. “60 sene yaşadım daha ne yaşayacağım” diyordu. Kendisinden önce vefat eden akrabalarımızdan bahsetmişti. “Beni rüyamda çağırıyorlar, çok yaşamam” derdi Anam. Bu sözünün üzerinden de çok geçmedi ki cankurtar(amay)an ile hastaneye getirildi.

Evlatları olarak koştuk, karşıladık. Konuşuyordu ama konuştuklarının çok azını anlıyorduk. Sağ kol dışında, tüm istenenleri yerine getirdi. Ama sıcacık ana kucağı soğumuştu. Dokundum eline, öptüm oracıkta ayağının altını.

O makineden ötekine girdik çıktık. Hepsi boş işte. Tıp şöyle ilerledi böyle gelişti ama annem hastanedeyken tıp, tıp oynuyormuş gibi duruyordu. Beyin kanaması yoktu, pıhtıda değilmiş galiba.

Sonrasında başka hastanede yağ tanecikleri beyine geçmiş olabilir dendi. Elbet bir sebep olacaktı işte. Anama sebep de böyle açıklandı. Bir de torunlarının yanından ayrılıp başka yere taşınmasına çok üzülmüştü. Bu üzüntüyle inme mi indi kim bilir. “Ölüm gelmişti cihâne ve bahaneydi baş ağrısı.”

Anam, garip Anam. Evin barkın kalmasın virân. “Ölmek ne garip şey anne” diyordu ya bir türkü de. Elimizle kabre koyduğumuz halde, ölümüne inanamayışımız ne garip anne.

Birkaç yıldır arabamda taşıdığım ve hiç kullanmadığım içi su dolu bidonun, mezarına su dökmek için kullanılması ne garip anne. Vefatından 10 gün kadar önce gelinlerini yanına çağırıp, sandığını açıp, “alacaklarınızı alın, şunları şunları da dağıtın” deyişin ne garip anne.

Elimde, Halil Cibran’ın “Mezarlar Ne Söyler” adlı kitabı varken, seni mezara koymak ne garip anne. Torunlarının, defalarca mezarını sulamaları ve “babaannem ıslak kalsın, kurumasın, çürümesin” demeleri ne garip anne…

Hep gözümün önündesin anam. Maa aile gittiğimiz bir piknikte “yavrum benden sonra da birliğiniz daim olsun, hep böyle bir arada olun” demiştin. Hayalin gözümüzde, sesin kulağımızda ama yokluğuna alışmaya çalışacağız. “Ecel kapısını açan var mı, açıp da içinden kaçan var mı ki…”

Evet, belki çok ağladık ama elde değil. O benim de annemdi diye ağlayan komşular varken biz nasıl ağlamayalım. Ana bu, ana… Şair diyordu ya;

“Bir gün gelir yol ayrılır
Yaprak düşer dal ayrılır
Dünya döner, kul ayrılır
Bunu çözmek kolay değil”

Meğerse anam, son kışını, baharını, yazını geçirmiş. Son baharda o da döküldü bir gazel gibi dalından ve kırdı bizim de dalımızı, kolumuzu, büktü belimizi. Bunu çözmek kolay değil. İnsanın hayata bakışı değişiyor.

Analar, babalar, evlatlar. Hangisi giderse gitsin. Gidenlerin ardında bıraktıklarının göz pınarları kuru, yürekleri yaşlı oluyor. Kendimi; “Ömer’im, ALLAH işini gücünü rast getirsin” dediğin son sözün ile teselli ediyorum.

ALLAH C.C; mekânını cennet-i âlâ eylesin. Taksiratını, hasanata tebdil eylesin güzel anam. Annemin ve tüm geçmişlerimizin ruhu için el-Fatiha.

Annemin vefatı nedeniyle gerek okuduğunuz hatimler, yasinler, ettiğiniz dualar, gerek cenaze namazına katılımınız gerekse sonraki günlerdeki refikiniz ve ziyaretlerinizle acımızı paylaştınız, içimizdeki ateşi küllendirdiniz.

Allah (Celle Celalühü) eksikliğinizi vermesin. Sizlerin de arayanı, soranı, arkasından dua edeni bol olsun. Tek tek isim yazmaya takatim yok ama hepinize tek tek teşekkür ederim. O günlerde çoğunuzun telefonlarınıza yetişemedim, konuşamadım, haklarınızı helal ediniz.

Es-selam…

Büyük Sivas Haber

YORUM YAP