
Yaşadığımız hayatta asla taviz vermeyeceğimiz, eksikliğinin büyük krizler ortaya çıkaracağı temel şeyler vardır. Bir öğün yemek yememek insanı fazla etkilemezken yemeksiz öğün sayısının artması enikonu endişelenecek bir konudur. Bunu sağlık ile de ilişkilendirebiliriz. Herhangi bir uzvumuzun veya organımızın işlevini yitirmesi fevkalade canımızı sıkmaya, yaşam sevincimizi öldürmeye yeterlidir.
Can Torun'dan "Ekmek Gibi Su Gibi" Adlı Köşe Yazısı
Bir organımızı kaybetmemizle ya da birkaç günü yemeksiz geçirmemizle eşdeğer bir konu da elbette insan hakları üst başlığında kadın haklarıdır.
Bu duruma önce kendi açımdan bakayım. Kadın hakları kelimesini ilk duyduğumda böyle bir kavramın varlığını sorgulamıştım. Yanlış anlaşılmasın, bu düşünce kadın hakları varlığını değil, kavramın varlığını sorgulamak çerçevesinde gelişti. Çünkü insan hakları adında kapsayıcı ve bütüncül bir kavramımız zaten var. İnsan hakları adı verilen maddeler bütününü adamakıllı uyguladığımız zaman farklı bir kavrama neden ihtiyaç duyalım türünden sorulardı bunlar. İşin tarihi ve sosyolojik durumu ise beni çok farklı yerlere götürdü.
“İnsan hakları; tüm insanların hiçbir ayrım gözetmeksizin yalnızca insan oluşlarından dolayı eşit, özgür ve onurlu yaşama hakkına sahip olmasıdır.” diyerek verilmiş bir tanım karşımızda duruyor. Oysa biz 20. Yüzyılın ortalarına kadar kadınların hayatın merkezinden uzakta tutuyoruz. Üstelik 21. Yüzyıla 1 yıl kala bir kadını devletin meclisinde inancının gereği olan giyimi sebebiyle yuhalatıyor ve rencide ediyoruz. Bunun neresinde eşit ve onurlu yaşama hakkı var?
İnsan hakları gibi uygulanmayan bir kavramın ardından gelen kadın hakları kelimesinin varlığını sorgularken nedenini bulmak elbette zor olmadı. Zaten insan hakları tanımında belirtildiği şekilde kadınlara eşit, özgür ve onurlu bir yaşam sunulsaydı böyle bir kavrama da ihtiyacımız kalmayacaktı. Dolayısıyla kadın hakları nosyonu gerekliliğin ispatlamış oldu.
Özel olarak bakarsak, toplumun yapı taşı olan bireyi yoğurup şekillendiren kadın, geleceği kuracak insanı eğitmesiyle, her çağın kendine has bir ürünü olan nesiller yetiştirebilmesiyle saygıyı sevgiyi hak ediyor. Bu nesillerin soylu ve vasıflı olabilmesi de kadına verilen değerin bir kat daha arttırılması elzemdir. Hem de ekmek yemek, su içmek kadar elzemdir.
İnsan hakları ile kadın hakları kavramlarının ortaya çıkardığı bazı önermeler de burada göze çarpıyor. Kadın haklarına riayet etmeyenlerin insanlığının yokluğu ile insan haklarına büsbütün önem vermeyenlerinki aynı kategoride değerlendirilebilir.
Ezcümle kaybettiğimiz bir bilincimiz var ya da hiç kazanmadığımız bir bilinç bu. Ancak bilinen şu ki bir konu hakkında bilinçlendirmenin ön koşulu sevgi oluşturmaktır. Bu kavramları tartışmak ya da programların konusu yapmak artık hepimizin ayıbı olur. Öncelikli gayemiz bu kavramların kimliğinin içinde yer alan özü sevebilmek olmalıdır. Bu çok daha değerli, kalıcı ve insanlığımıza yakışan bir hareket olacaktır.
Büyük Sivas Haber
Büyük Sivas Haber – Sivas Haberler




