Büyük Sivas Haber | Sivas Haberleri | Haberler | Güncel Yerel Haberler

REKLAM ALANI

(980x100px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

“Sen Hangi Dünyada Yaşıyorsun?”

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
“Sen Hangi Dünyada Yaşıyorsun?”
Berat Demirci( beratdemirci@buyuksivas.com )
388
30 Eylül 2018 - 15:06

Berat Demirci’nin “Sen Hangi Dünyada Yaşıyorsun?” isimli köşe yazısı;

“Sen Hangi Dünyada Yaşıyorsun?”

Belli yasalar çerçevesinde hareket eden ve harici hiçbir kuvvetin bozamayacağı düşünülen bir evren tasavvurunu, iktisat yoluyla sosyal hayata inkılâp ettirenler kimlerdir? Yaşananları cevap olarak kabul edersek, kabaca Avrupalılar diyebiliriz. Avrupa ülkelerinin farklı din taşımaları; Weber´in çıkış noktasını değilse de, vardığı noktayı kabulde müttefik olmalarına engel değildir. Varış noktasının yeni bir takvimin miladı olduğu o kadar kabul görmüştür ki, muhalifleri bile kapitalizmi “mukadderi belirleyen kader” olarak görmüşlerdir. Bu bir nevi, iktidar taksimatının “günah çıkarma hücresi” ile “yönetim makinesi” arasında bir dengeyle yürüyen yeni bir “Çıkış”tır.  Dine kapitalizmi hazırlayıcı bir rol verilmesi, batı dışındaki ülkelerin yenilgiden dolayı düştükleri kompleksi dolaylı olarak giderdiği için: Weberyanlık, temelsiz ama çok ciddi mukabele görmüştür. Bu ciddiyet, dolaptaki iskelettir; dolabı açmamak için “muasır medeniyet” söylemi, “anlaşılır mağlubiyet” zemininde uzlaşmaya kâfi gelmektedir.

Katolikliğin ne kadar rasyonel bir din-devlet bütünleştirilmesi olduğunu modern batının ideolog-sosyologlarında ağırlıklı konu değildir. Weber´in rasyonelleşme tezi, kendisi ile uyumsuz bir “biricikleştirme” üretmiş, iktisatçıların ve sosyologların tamamının kabul ettiği ortak tarih şemasına bağlanmıştır. Biricikleştirme yoluyla, bütün kültürler Batı´nın ortak tarih şemasına bağlandığı gibi; modernizmin düzen fikrini de meşrulaştırılmıştır. İnsanlığın kalanının hikâyesi, bu şemada özellikle yer almaz. “Askerî Pozitivizm” ile modernliğe eklenen İslam ülkelerinde, en idrak edildiği anda bile “Benlik İnşası”nda irrasyonel olarak nelerin kabul edileceğine dair bir cevap verilebilmiş değildir. Mahzenini aydınlatmak isteyen kendi eliyle tuttuğu fener ile aydınlatmalıdır. Köprünün altından iki yüz yıl geçtikten sonra kapitalizmin doğuşu ile yayılışını aynı tezler etrafında ele almak, zamanın farkında olamamaktır. Zamanı ve kültürü devre dışı bırakan mekanistik anlayışın oluşturduğu bir düzen anlayışı, teknolojinin verdiği sahte hareket hissinin bir ürünüdür. Kapitalist ruhsuzluğunun Protestan ahlak ile bağı doğru olsa bile, en eski mitolojilerden her hangi bir farkı kalmamıştır. Bugün ve özellikle bize en lazım olan şey, yaşanan gerçekliktir. Kentte, sokakta, meskende, mektepte, işyerinde “hangi düzenlenmiş dünyanın” hükmü sürüyorsa; ya ona katılır, ya isyan edersin. Bu, eylemlerinde kültürel/ahlakî bir temel olduğu iddiası taşıyan insanların, anlaması ve yaşaması gereken hayatın özüdür.

İslam ile ilgili tartışmaların İslamî usullerle ve tarihle bir bağı olduğunu düşünmüyorum. Ortada dara çekilen bir Mansur olmadığı gibi, dara çekilmesine hükmeden bir kadı da yoktur. Tersine, moderniteye ve modern hayata eklemlenmek üzere hareket eden ve sıfır toplamlı bir ödül için yarışan “sahte merkezkaç görünümlü” karartılar vardır. Karartıların pür tüketici kitlelere katılmaları, “kentli denetimsizlik” nedeniyle, artık mahcubiyetten arınmıştır. Kendilerine “Bırakalım yapsınlar!” diyen her iktidarla “sabit eylemler” çerçevesinde anlaşabilirler. Sabit eylemler, özgürlük göstergesini yüksek tutanlar arasından seçildiği/seçileceği için karartılara yüksek bir tatmin sağlayabilir.

İlkin “Bırakınız Yapsınlar!” denildiğinde, üreten kesim köylülerdi. Köylüler üretiyor, toprak sahipleri rantını, devlet vergisini, esnaf köylüye sattığı ile kârını alıyor; üretim “kısır döngü” içerisinde sürdürülüyordu. Harici kuvvetlerin, üretenler üzerinde baskısı yüzünden adaletsizlik meydana geliyor; ekonomi çarkı yanlış işletiliyordu. Doğrusu, köylülere müdahale edilmemesiydi ve onun için de “Bırakınız yapsınlar!” çağrısında bulunuluyordu. Çağrı, daha çok krallara ve toprak sahiplerine reform öneriyor ve üretenlere müdahaleyi ortadan kaldırmayı amaçlıyordu. Kralların gücü ise, “refah devleti” için artık yetmiyordu; yükselen orta sınıf, sınır tanımaz bir biçimde dünyayı dükkâna çevirmişti. Önce sanayileşme, sonra demokrasi; kapitalizmin nihai zaferi olmuş, devlet ile sermayedar bütünleşmiştir.

Yeni bir makine kurulmuştur ve makinenin sahipleri eski “Bırakınız Yapsınlar!”ın şeklini muhafaza ederek, liberalizm denilen meşrulaştırılmış tek ideolojiyi hayatın üstüne çelik ağ gibi gerdiler. Bu yeni çağrıda yöneticilerden doğrudan bir adalet talebi olmadığı gibi, devlet destekli bir çağrıdır. Sosyal adalet, ağın içerisinde doğru işlem sırası takip edildiğinde, “varmak üzere olduğu umulan” bir şeydir. Yeni iktidar biçimi, kendine o kadar çok güven duymaktadır ki, “Bırakalım yapsınlar!” demektedirler. Bunu müdahalesiz evren tasavvurundan çıkarıp müdahaleli düzen açısından ifade edecek olursak: “Bırakalım yapsınlar, bırakalım geçsinler; dünya düzenimizi kimse bozamaz!” anlamına gelir. “Bırakalım yapsınlar!”dan: Yönetilen bireylere iktisadî pratik olarak tüketme özgürlüğü, yönetime katılma olarak da rey verme özgürlüğü çıkmaktadır. Dünya nüfusunun en büyük kesimini oluşturan yönetilenlere, her çeşit “denetlenebilir özgürlük” vermek, iktidar makinesinin birinci görevidir.

Yaratıcının bizzat kendisinin yarattığı evrenin işleyişine her an müdahil olabileceği ihtimali dışarıda tutulduğunda tabiat bir laboratuar, insan figüratif bir şahsiyet olarak işlem görebilir. Bunlar, modernitenin yaptığı iki büyük “operasyonel tanım”dır. İkinci Dünya Savaşı, vahşi bir adamın modernitenin dünya tasavvurunu işletme ve yönetme sevdasını sona erdirirken; yetkiyi figüratif ve hükmî şahsiyetlerin işletmeciliğine bırakmıştır. “Modern Tebaa”nın problemlerini çözmek için akıl yürütme özellik ve yetkisi olmayan hükmî şahsiyetler, “Bırakalım yapsınlar!” özgürlüğünü “sürdürülebilir iktidar söylemi” olarak kullanmayı tercih etmektedirler. Büyük anlatıların yerini büyük işletmelerin, büyük yatırımların, büyük projelerin alması; düzenin insan dışılıkta vardığı son sınırdır. Saçma sapan küçük boy özgürlük vaat ve teranelerini “post-hippi” tesellisi sayabiliriz. Hangi dünyanın dünyevîsi olduğunu, ahlaken meşrulaştırmak dışında kimsenin kimseden farklı olmadığı bir “düzenlenmiş dünya”da yaşamaktayız. “Dünyevî” kelimesi kadar insanları aldatan başka bir kelime yoktur; tek karşılığı da iktisadî etkinliklerde bulunmak ve kâr için çalışmak haline getirilmiştir. “Yalan Dünya” da bir dünya tasavvurudur ve bu tanım çerçevesinde de “dünyevî” olabilir ve bir dünya hayatı sürdürebilirsiniz. Ben işte buna özgürlük derim.

“Sen hangi dünyada yaşıyorsun?” sorusu, son zamanlarda ve hiç ummadığım insanlardan çokça yöneltildi. “Bırakalım yapsınlar!” diyenlerin özgür kıldığı alanı dünyalık olarak kabul etmiş olmaları bir yana; dini, kapalı ve tek kişilik bir “hücre”de görmeyi adeta içselleştirmişlerdi. O hücrede artık günah mı çıkarırlar, tövbe mi ederler bilemem. Manevî olanı, iktisadî etkinliklerde katma değer olarak kullanmanın da sonunun geldiğini, “Sen hangi dünyada yaşıyorsun?” sorusu net olarak göstermektedir. Kendimizi tanıma yolunda bu tecrübeler çok kıymetlidir ve asla umutsuzluk kaynağı değildir. Başka bir şey olacağını umanlar yanılmışlardır.

Berat Demirci / Bizim Sivas

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

buyuksivas.com "Basın Meslek İlkelerine" Uyar. AA ve İHA Abonesidir. Telefon : 0346 221 00 60 WhatsApp : 0555 898 15 58