
Berat Demirci’nin "Köy Tükendi Toprağımızı Kurtarın!" isimli köşe yazısı;
"Köy Tükendi Toprağımızı Kurtarın!"
Amele… Yani gündelik iş bulup, dünyalık temin edenlerden… “Köyünde toprağın yok mu?” dedim… “Toprak yetmiyor, elde kalanı da kanser oldu!” dedi. Toprak nasıl kanser olur? Verirsin burgerine patates kızartması yetiştirmek için toprağa gübreyi ve zehirli ilaçları basan şirketlere icara, kanserden ölür de farkına varamazsın. Yıldız Irmağı vadisinden kamuya açık bir haberdir. Tarım politikalarının ve “amele pazarı”nda yevmiye bekleyen köylülerin hikâyesidir. Şirket/taşeron otomatik makinelerle sökümü tamamladıktan sonra, bazı köylüler makineden kaçan patatesleri toplayıp evine patates sağlıyor ve fazlasını da üçe beşe satıyor.
Yıldız Irmağı vadisi sadece son kanser olan toprak parçası, devamı gelecektir… Niğde´den yola çıkmış çürüte çürüte yürüyor afet… İç Anadolu dışındaki yerlerde de toprağın kanser oluşunu, amele meydanı yahut hizmetli sektörünün zorunlu adayları seyrediyor olabilir. Taşeron ekiciler, kademe kademe sulanabilen tarlaları kullanarak önce çürütüyor, sonra terk ediyor. Kontrol olmadığı gibi, dönüp toprağına bakan köylü de yoktur. Aslında “köylü” kalmamıştır, kentte yaşayan ve tutunmak için her şeye razı olan insanlar vardır. Bence köy ve köylülük üzerine konuşmanın zamanı geçti; köylü sosyolojik bir kategori bile sayılmaz artık. Üzerine konuşulması ve kurtarılması gereken ekilebilir topraklarımızdır. Hayvancılık da köyün boşalması ve yerine başka bir şeyin ikame edilememesi bağlantılı olarak çökmüştür. Tarım ürünleri ve et ithalatı, üretime yönelik iktisat politikaları geliştirememenin sonucudur. Milli Eğitim için aynı şeyi söyleyemeyiz ama tarım bakanlığı ve bürokrasisi olmasa Türkiye´nin en ufak bir kaybı olmaz. Tarım bakanları ise daha çok makamını koruma ve bir bürokratı görevden alıp, yerine kendi adamını oturtmanın yoğun mesaisi içerisindeler.
İtiraf bir işe yaramaz ama en azından varılan noktayı gösterir. Eğitim ve kültür konusunda yapılan itiraflardan sonra neler yapıldığını seyretmekle yetiniyoruz ama itiraf bir rahatlık da getiriyor değil mi? Hem itiraf edenleri, hem de icra makamlarını rahatlatıyor ve “sorumluluk” denilen asalet; söyleyen ağızlarla dinleyen kulaklar arasında buharlaşıyor. Diğer konuları bir yana bırakacak olsak, tarımda geçen şu son on altı yıl; kısa, orta ve uzun vadeli planlamanın hangisine sığdırılabilir. Eciş bücüş muhalefet ideolojisine, ondan daha kuvvetli bir söylemle cevap vermek iktidar olmaya kâfi ama iktidara iktidar olmak kâfi ise diyecek hiçbir söz yoktur. Belki de diyecek hiçbir sözün olmadığı noktaya gelmişizdir.
Necip Fazıl Sivas´a geldiğinde, ona derin saygı duyan o günün MTTB başkanıyla çay içmektedir. Başkan´ın eli dolaşır, çay dökülür ve bardağı düzeltmeye çalışır. Üstad, derhal tepsideki sigara paketini alır ve “Başkan! Çay gitti, sigarayı kurtar!” der. Muhatap çıkar ve sözümüz makes bulursa biz de “Köy ve köylülük bitti, toprağı kurtarın!” diyelim.
İnsanın ana maddesi toprak olduğu gibi, vatanın da ana maddesi topraktır. Vatanın su-i istimali üzerine oturtulan bir vatanseverlik ise en hafifinden riyadır.
Berat Demirci / Bizim Sivas
Büyük Sivas Haber – Sivas Haberler




