Büyük Sivas Haber | Sivas Haberleri | Haberler | Güncel Yerel Haberler

BU ALANA GÜNLÜK 50 TL'DEN SİZDE REKLAM VERİRSENİZ SİZİ DE GÜNLÜK 100.000 KİŞİ GÖRÜR - ARAYIN : 0544 433 15 55

Büyük Ağrı Dağı, büyük bağımız oldu

Büyük Ağrı Dağı, büyük bağımız oldu
Murat Önk
Murat Önk( [email protected] )
21 Ağustos 2020 - 12:30

Dağcılığın en önemli ve görünmeyen tarafı, insanlarla bağ kurmanızdır. Bende bu lezzetten çok seven bir insanım. Ağrı dağı tırmanış seyahatiminde, yeni dostluklara kapı açacağını, güzel ülkemizin yeni bir yüzünü göreceğimizi, bilinmeyen tarihe yeni bir yolculuk başlayacağını bilmenin heyecanı içinde yola çıktım.

Büyük Ağrı Dağı, büyük bağımız oldu

Doğubayazıt’a vardığımda Ağrı Dağı’nın hava muhalefetinin dinmesini bekleme sürecinde iki gün ilçeyi gezme fırsatı olmuştu. Doğubayazıt denince aklıma ilk anda tabiki İshak Paşa Sarayı geldi. Saraya gidip gezmeye başladım. Türk İslam motiflerinin en girift ve nadide oymaları kendini daha girişte gösteriyordu. İçeri girdiğimde bu ambiansta fotoğraf çektiren gelin-damat çiftler, kendilerine renkli ambians için gelirken kendilerinin saraya renk kattıklarının farkındamıydılar acaba diye gülümsemeden edemedim.

Sarayda klasiğim olan, Türk kahvesini yaptıktan sonra iniş yolunda, bir “kamp alanı” tabelası dikkatimi çekti. Görmek istedim ciddi bir konaklama yerimi diye. Otantizim andıran güzel bir bahçenin sonunda, neşeyle çalışan gençlerin güler yüzlü karşılaması ve çay sohbetinin başlamasıyla, mekanın sahibi Yunus ve tatlı dilli arkadaşı Celal’le tanışmamız başladı. Nur yüzlü Anadolu çocukları, aynı kilimin desenleri olduğumuzu ispatlar gibiydi. Kendimi samimi bir kaynaşma içinde buldum. Doğubayazıt’ı gezdirme teklifi Celal’den geldi. Pırlantalar arabamı kullanmama bile izin vermediler. Kendi araçlarıyla tüm vakitlerini bana ayırdılar.

İlk olarak Meteor Çukuru’na, Buz Mağarası’na ve Tuz Mağarası’na gidecektik. Ancak askeri denetime ve yasağa takıldık. Ülkemizin kanayan yarasıydı “terör”. Terörün olmadığı bir ortamda bu güzelim vatanımızın hiçbir ekonomik sorununun olmayacağını hep söylerim yine dejavuyu yaşadım. Yolumuzu Nuh’un Gemisine çevirdik. Burası yukardan bakıldığında kayalıkların gemi şekli verdiği bir yer şekliydi. Ama beni en çok etkileyen ise kalıntıdan çok Evin’di. Adının anlamı “aşk” olan Evin bir çocuğun masumiyetinin tüm karakteristiğini üzerinde taşıyordu. Eski bir köy öğretmeni olarak yumak ellerini tutunca ve yanık yüzünün arkasından gülümsemesini görünce çocuk her yerde çocuk demeden geçemedim. Celal abisi ise o yumak elleri harçlıksız bırakmayarak hepimizin vebalini üzerimizden aldı sanki.

Nuh’un Gemi’sinden sonra, güneşin batışı anında mükemmel bir görüntüsü olan İshak Paşa sarayı ve dağ yamacına geri döndük. Ahmed i Hani hazretlerinin yaşamını dinledik. Rehberle gezmenin önemini Celal ve Yunus bana iyi öğrettiler. Akşam bizim gençlerle öyle kaynaştık ki. Ertesi akşam kendimi küçük bir genç grubun içinde çiğköfteli şarkılı türkülü bir ambiansın içinde buldum. Kürtçe türkülerle, Kürt kültürünün kendine has lezzetleriyle işte bu benim güzel ülkem demeden edemedim. Gençlere bizi biz yapan binlerce yıllık medeniyetimizdir demeden edemedim. O gün ben Kürt oldum, gençler Türk oldu sanki.

Bu arada Evren, kendisi gibi sesinin güzelliği ile ön plana çıktı ve “Esmer Eman” türküsünü başlattı nakaratları ile topluca gençler söyledi. Sözlerini tam anlamamıştım ama duygu yüklü bir türküydü. Hikayesini anlatmaya başladı Evren. İkinci dünya savaşında iki defa Ruslar tarafından esir edilen Seyadê Şame’nin nişanlısını, 40 yıl sonra görmesinin ama kavuşamamasının acı hikayesini anlattı.

O acılar değilmiydi, adı aşk olsun, terör olsun hepimizin ortak paydası. Acılar dedim gençler acılarımız. Acılarımız hepimizi bir yapar ve lütfen dayanışma içinde olalım. Acılarımızı yaşatanlara fırsat vermeyelim.

Gençlerle o kadar kaynaştık ki, ertesi günlerde bile buluştuk. Çaylar eğlenceli olsun diye meğer limonlu olsun deniyormuş. Lokantada kelle istiyorsanız, kuzu kellesinden çorba istiyorsunuz demekmiş. Kürtçe konuşmak çok tatlıymış. Bir iki cümlede ben öğrendim. “Ser çave min” başım gözüm üstüne demek. çok hoşuma gitti. Sürekli kullandım. Burdan tüm gençlere söylüyorum her zaman bekliyorum. Başım gözüm üstündesiniz.

Gezdiğim yerlerde gördüğüm o ki, Türkiyeli tüm insanımız, daha birbirimizi tanımıyoruz. Tanımadığımız için dünyayı yönetenler bizi birbirimize düşürüyor. Sadece doğu kültürümüz mü? Karadenizde lazca, Hatayda Arapça konuşulması beni hep güzel ülkemin renkliliğini gösterdi.

Bu arada benim Karadenizden yola çıkınca bile Ağrı Dağı’na gideceğimi sosyal medyadan takip ederek anlayan Van’lı dağcı dostum Ergin’i iki satıra nasıl sığdırırım. Ne zaman geleceğimi bilse saatlerce yol yaparak misafir eder beni. İyi ki varsın koca yürekli dostum.

Ağrı Dağı’nın rehberi ve yüzlerce zirvesi olan, bana aile dostum diye hitap eden Cuma Saltık ve ailesini, Doğubayazıt’tan ayrılmadan son anda beni arayan ve tanışmak isteyen, ismen hepimizin tanıdığı Barzani Ceylan kardeşimlede çay sohbeti doyumsuzdu.

Hiçbir dostluğumu geride bırakmadım ben. Dağcılık, hayatı sevmektir. İnsanı ve doğayı sevmektir. Siyaset üstü buluşmaktır.  Dostluğun zirvesine çıkmak, dağın zirvesine çıkmaktan daha önemlidir.

Büyük Sivas Haber


buyuksivas.com "Basın Meslek İlkelerine" Uyar. AA ve İHA Abonesidir. Telefon : 0346 221 00 60 WhatsApp : 0555 898 15 58 - [email protected]