
- Bir fetih, iki liman
Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev 1207 yılının mart ayında Antalya’ya girdiğinde, Anadolu’nun iç kesimlerindeki kentler ilk defa kendi bayraklarını taşıyan bir limana erişmiş oldu. Sivas, bu gelişmeyi uzaktan izleyen sıradan bir kasaba değildi. Kuzeyden ve doğudan mallarını getiren tüccarların Kayseri’ye veya Konya’ya inmeden evvel soluklandığı, pazarlarıyla meşhur büyük bir ticaret merkeziydi. Antalya’nın fethiyle beraber bu hanlarda takas edilen malların bir bölümü, farklı bir hükümdarın gümrüğüne takılmadan doğrudan Akdeniz’e ulaşma imkânı elde etti.
Yedi yıl sonra, 1214'te I. İzzeddin Keykavus Sinop’u da ele geçirdi. Ve Karadeniz ile Akdeniz arasında iki ucu tek devlete ait kesintisiz bir hat kuruldu. Sivas ise bu eksenin tam kalbinde yer aldı. Şehre bugünkü silüetini veren görkemli taş yapıların büyük kısmı, bu hattın en canlı olduğu yüzyılda inşa edilmiştir.
- Sultanın türbesi yolun üstünde
Keykavus 1217’de Sivas’ta bir darüşşifa inşa ettirdi. Vefat ettiğinde de bu darüşşifaya defnedildi. Günümüzde Şifaiye Medresesi adıyla anılan yapının içindeki türbe, Anadolu’nun kuzeyini güneyine bağlayan bu eksenin bir sultan için taşıdığı manayı, yazılı metinlerden çok daha net bir biçimde taşın kudretiyle anlatıyor.
- Aynı yıl yükselen medreseler
Yol, sultanlardan uzun yaşadı.
Kösedağ bozgununun ardından Selçuklu’nun gücü sarsıldığında dahi Sivas’tan güneye sarkan güzergâh önemini korudu. Çifte Minareli Medrese, Gök Medrese ve Buruciye Medresesi’nin 1271’de, aynı yıl içinde tamamlanması, şehrin Moğol tahakkümü altındaki dönemde dahi ne denli büyük bir servet ve usta biriktirdiğini kanıtlıyor.
Aynı ismi taşıyan iki devasa han yine bu hattın üzerinde bulunuyor. Aksaray ile Konya arasındaki Sultanhanı 1229’da Kayseri ile Sivas arasındaki Sultanhanı ise birkaç yıl sonra Alaeddin Keykubad zamanında yapıldı. Kervanların mola verdiği noktalar zamanla kasabalara evrildi. Bu kasabalar güzergâhın hafızalardan silinmesine engel oldu.
- Haritanın itirazı
Bu tarihi benzetmeye karşı çıkmak oldukça basit. Günümüzde Sivas’tan güneye yönelen bir sürücü Konya’ya uğramak zorunda kalmadan, Kayseri üzerinden Niğde ve Pozantı’yı aşarak Akdeniz sahiline inebiliyor. Kervan yolunun izinden giden bir seyahat, kara yolu haritasında çoğunlukla kestirme bir seçenek sunmuyor. Tarih, direksiyon başındaki hiç kimseye zaman kazandırmıyor.
Buna rağmen tarihi eksen yerli yerinde duruyor. Konya, Sivas’tan güneybatıya inen hattın tam ortasındaki o büyük şehir olma vasfını sürdürüyor. Konya’dan Antalya’ya bağlanan asfalt da Toros Dağları’nı geçerek denize ulaşıyor. Toplu taşımayla mesafe kat eden bir üniversite öğrencisi için bu durum, seyahati ikiye bölmek anlamına geliyor. Enuygun, Sivas–Konya otobüs seferlerinin firma adıyla ve kalkış yeri ile yer aldığı bilet sitelerinden biri.
- Surların içinden başlamak
Antalya’daki otelleri Kaleiçi’nin dar sokaklarındaki eski konaklar ile Lara ve Konyaaltı’ndaki büyük tesisler olarak ikiye ayırın, Selçuklu’dan kalan yapılara yakın kalmak istiyorsanız aramaya surların içinden başlayın. Sonbaharda güneye inecek emekli bir öğretmen için bu ayrım tarihi bir anlam kazanıyor. Kaleiçi’ne Hadrian Kapısı’ndan adım atılıyor ve Yivli Minare aynı surların içinde, limana nezaret eden yamaçta yükseliyor. Alaeddin Keykubad zamanında dikilen bu minare, Sivas’taki medreselerle tamamen aynı yüzyılın eseri. Konaklayacağı yeri bu hesaba göre belirleyen biri, iki şehir arasındaki asırlık bağı tatil süresince göz önünde bulunduruyor.
- Listedeki ilk ad
Sivas’ın bu ticaret ve kültür yolundaki ağırlığının en somut kaydı, uluslararası bir listede yer buluyor. UNESCO 1985’te Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası’nı Dünya Mirası Listesi’ne dâhil etti ve bu görkemli eser, Türkiye’den listeye giren ilk varlıklar arasına adını yazdırdı. Mengücekliler idaresinde 1228-1229 yıllarında inşası tamamlanan külliye, Antalya’nın Selçuklu egemenliğine geçişinden yaklaşık yirmi yıl sonrasına tarihleniyor.
Büyük Sivas Haber – Sivas Haberler



